Hakkımda

√ Doğumum…

30 Kasım 1990 tarihinde İzmir’in Urla ilçesindeki Urla Devlet Hastanesi’nde 10 aylık olarak dünyaya gelmişim. Urla’da doğdum Urla’da büyüdüm yani gerçek bir “Urlalı”yım…
Aslında doğumum epey bir şamata yaratmış. Şöyle açıklayayım: Babam hep kız evlat istemiş ama şansı pek yaver gitmemiş. Şu an 2 tane abim var, ne şans ama… Babam, tabi ki benim doğumumdan önce de kız sahibi olmak istiyor, tıpkı diğer abimlerde de istediği gibi, hatta bu sefer kız olmaz ise aldırmayı da düşünüyor, fakat ultrason için gittiklerinde iş işten geçmiş tabi, ilginçtir ki ilk denemede tam cinsiyetim belli olacakken elektrikler kesiliyor, tabi daha sonra tekrar geliyorlar, bu sefer de annem babamın üzülmesini istemiyor ki, o sıralar hemşire olan yengemle beraber ultrason sonucunda kız olduğumu söyleyerek babamın yalanla da olsa bir süre daha üzülmesini engellemiş oluyorlar. Babam da seviniyor tabi kız olacağını duyunca; pembe patikler, altın künyeler, dantel işlemeli kıyafetler falan alınıyor, fakat daha sonra erkek olduğumu öğrenince çok üzülüyor. Önce ismim “Çağla” imiş sonra babam durumu öğrenince “r” harfini sona koymuşlar “Çağlar” olmuş. Ayrıca dikkat ettiyseniz yukarıda 10 aylık doğduğumu yazdım, bu da gayet ender görülen bir şeymiş…

√ Küçüklüğüm…

Babam ben küçükken Orman Bölge Şefi olduğu için o yıllarımı orman dairesinin lojmanında geçirdim. Harika komşularımız vardı; hele Hayriye teyzenin kısırı yok mu?… uff, bayılırdım ona! :)

√ Ailem…

Osman DAMAR! Dünya tatlısı babamcım olur kendileri, hiç belli etmez aslında ama içinde çok ince bir kişilik, çok sevecen, ailesine sonuna kadar bağlı, onları derinden ama kuvvetlice seven, sert tavırlı fakat yumuşacık bir kalp vardır. Ne kadar tartışsak da, bağırışsak da inanın bana yerini hiç kimse dolduramaz, öyle ki üniversiteye gelince bunu daha da iyi anladım, yahu babamla tartışmayı bile özler oldum, artık siz tahmin edin ne kadar seviyorum onu… ;) Hayatımda gördüğüm en zevkli insandır babam, bunun en büyük kanıtı da dünyalar güzeli, iyilerin iyisi, hayat kaynağım, bi’tanem, deli gibi sevdiğim annemle evlenmesidir. Fatoş DAMAR, yani gözümün nuru annem, hakkını hiçbir zaman veremeyeceğim, ailemizi çekip çeviren, bizi biz yapan, dünyanın en güçlü kadınıdır! Böyle bir anne-babanın çocuğu olduğum için kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki, anlatamam… O kadar şanslıyım ki, bana bu iki muhteşem insan, hem kendileri hem de yürekleri kocaman olan iki yakışıklı abiyi verdi.

Babam eskiden ‘Orman Bölge Şefi‘ydi. Daha sonra esnaflık yaptı yıllarca, plakçılıktan mobilyacılığa oradan da gelinlikçiliğe uzanan uzun ve zorlu bir serüveni var. Mesleğinde başarılı birisiydi ve bu sayede Türkiye’nin büyük bir bölümünde Orman Bölge Şefi olarak görev yaptı. Son durağı ise İzmir/Urla oldu. Bu sakin ve doğal ortamı epey sevmiş olsa gerek ki doğumumdan beridir Urla’da yaşıyoruz. ‘Peder Bey‘  her gün şifa niyetine bir bardak rakısıyla, her pazar ailecek gezmesini asla eksik etmez. Yem ek konusunda engin bir damak tadına ve yemek bilgisine sahip olan babamcım, evlenmeden evvel vejetaryen olan ‘valide hanım’ı ne yapıp edip et yemeye alıştırmış, ki o gün bu gündür bizim evde et yemeği soframızdan eksik olmamıştır. Eee insan Ormancı olunca böyle oluyor, siz de her yangından sonra bir oğlak devirseniz sizin de eşiniz ve çocuklarınız tam bir etkolik olur :)
Gelelim tekrardan anneciğime, kötü günümün yoldaşı, çözüm kaynağı, iyi günümün güler yüzü, keyifli yanı, tapılası insan ‘Valide Sultan‘a… Yahu bir insan nasıl olur da iki kolu iki bacağı varken dört eve birden hiç yorulmadan, bıkmadan bakabilir, beş kişiyi derler düzenler de bu kadar genç kalabilir? Benim annem yapar işte! Ağlarım ağlar, ağlarım susar, ağlarım derdime ortak olur da beni de susturur… Annem bir başkadır; anne de olur, arkadaş da, dost da olur yoldaş da… Fatma yazdığına bakmayın cüzdanda, ‘Fatoş annem‘ o benim, Fatoş Teyzesi tüm veletlerin…
İki yakışıklı abim var demiştim ya, işte onlardan biri Çağrı diğeri Çağdaş abim. Çağrı abimle şu sıralar (06.03.2011)  Antalya‘da aynı evde yaşayıp aynı okulda okuyoruz. Biyoloji bölümünde ve bu sene onun için büyük ihtimalle son sene. Buraya onun yanına gelmek benim için büyük bir şanstı çünkü hazır bir ortama dertsiz tasasız kondum. Bana çok iyi sahip çıktı, o olmasa çoğu şeyde hata yapabilir, çoğu yerden mahrum kalabilirdim. Tabi ki tartışmalarımız da oluyor fakat onunla keyfim yerinde, çünkü abimi çok seviyorum, beni (çoğu zaman yanlış da olsa, sonuçta) anlıyor ve bana yeri geldiğinde arkadaşlık da yapıyor babalık da annelik de, kısacası her hakkı bende saklı :) Motor da aldı, tutabilene aşk olsun, dağ-tepe, bayır-çayır hiç fark etmiyor, yeter ki depoda benzin, aklında bir yer olsun! Ailemizin diğer bireyleri gibi abimin de ağız tadı yerindedir, evde yemekleri yapan yetenekli abim, olabildiğince farklı lezzetlerle bizi buluşturuyor, gerçi bazen denek gibi olup bir yemeği on farklı halini yemek zorunda kalıyoruz (Sulu, susuz, tuzlu, tuzsuz vs.) ama yine de deneme bahane yemekler şahane ;)
Çağdaş abim ise hayatımda pek fazla bir arada olma şansına sahip olamadığım ama aksine bir arada olmayı çok istediğim, çok sevdiğim, bir çok konuda kendime idol olarak aldığım, yakışıklı ve tatlı bir kişiliktir. ;)   Her sözü altın değerindedir benim için, ne dese harfiyen yapmaya çalışırım, zaten telefon açıp konuşmaya, onu dinlemeye bayılırım. Hayatın sentezini çok iyi yapar ve olabildiğince bana da aktarmaya çalışır, ben de bunları hayatıma dökmeye çalışırım, bu konuda abim iyi ki var çünkü o olmasa hayata farklı bakış açılarıyla bakamayacaktım, gözümün önündeki fırsatları belki hiç göremeyecektim, abim sayesinde ufkum çok açıldı. Hangi abini çok seviyorsun diye hep sorarlar ya, Çağrı’yı her ne kadar çok sevsem de, Çağdaş abimin yeri bende hep apayrı (laf aramızda)… Deniz ablamla evlendikten 3 yıl sonra 26 Ocak 2011′de dünya tatlısı ‘Damla‘ gözlerini hayata açtı, ben de artık amca olmuş oldum! Çok ama çok şanslı ve çok mutluyum! Dünyalar tatlısı bir yeğenim var artık. Bu arada aynı zamanda Deniz ablamın da doğum günü 26 Ocak, eminim ki dünyanın en değerli hediyesine, dünyanın en şanslı annesi olan Deniz abla sahip oldu. ;)


İnanılmaz tatlı bir dedem vardı benim, öylesine keyifli, öylesine mutluluk dolu biriydi ki, ‘dedoşum‘ anlatılmaz yaşanırdı… Kelinden öpmeye, elinden tutmaya, gıdığını koklamaya, sözünü dinlemeye, gülüşünü görmeye doyamazdım… Hayatımın anlamı, neşe kaynağım dedoşuma 12 Kasım 2008‘de veda etmek zorunda kaldım. Değil ölümü, en ağır sözü bile ayıramaz dedoşumla beni! O, anlamlı sözleriyle, güzel gözleriyle hep aklımda, hep kalbimde
Tabi ki bu mükemmel insanın bir de mükemmel bir hanımı var: ‘Tontişim!’ yani ananem… Asla sarkma ihtimalinin bulunmadığını düşündüğüm yanaklara sahip, bütün torunlarının isimlerini kız-erkek ayırmadan karıştırabilen, aspiratöre ‘gür-gür‘, komşumuz Refiye teyzeye ‘Adı güzel‘ diyen, dünyanın en sevimli en tatlı ‘aninnesi‘ o! Sekizinci sınıfta ve lisenin son sınıfında onların yanında kalmıştım ve Tontişim bir gün olsun üşenmedi, bana her sabah 6′da kalkıp tavuklu börek yaptı, abartısız her sabah! O kadar saf yüreklidir ki kötülük yanından bile geçmez, fakat öyle zekidir ki benim Tontişim, benim diyen doktor halt etmiş yanında, her hastalığı ve hepsine ne iyi geleceğini çok iyi bilir! Doktorlara kızıp ‘Bunlar bir şey bilmiyor!’ diyerek hastaneyi terk ettiğini bilirim… :) Neşe kaynağım benim… Antalya’ya yanımıza geldiğinde her sabah gülmekten ölüyorum, ne yapıp edip beni güldürecek bir şey mutlaka buluyor, o kadar tatlı ki, üniversitede, beni tanıyan insandan daha çok seveni vardır Tontişin! Bir tanedir benim kendi küçük, aklı büyük aninnem…
Anne tarafından devam edecek olursam, sıra ‘Teyzoşum‘a geldi. Önceleri İzmir/Bayındır’da oturan teyzemler artık İzmir/Urla/Karaburun’dalar. Teyzoşum, beni hayatımda en güzel öpen insandır, öyle bir çeker ki içine, ne kadar doğal olduğunu o an anlıyor işte insan. Evlerine gittik mi en az günde 1-2 kilo alırım, kaçarı yok! Yemekleri bir harikadır, ye ye bitmez ;) Bir de öyle ‘pammık‘ gibi bir eniştem var ki sormayın, hem içi hem dışı pammık gibi bembeyazdır eniştemin; etliye sütlüye karışmaz, yemek yemeyi çok sever, özellikle de teyzemden kaçamak kaçamak geceleri buzdolabının önünde görüldüğü sık konuşulan rivayetlerdendir :) Saçı sakalı da bembeyaz olunca, eniştemi görünce bir huzur çöküyor üstüme… Çocukları Tuğba ablam ve Tolga abim. ‘Tuğbiş’ evlendi ve artık Bayındır’da Mehmet abimle yaşıyor, Tolga abim de şimdilik Bayındır’da kalıyor… Eskiden Tolga abimle kahvelere gider duman kokusunun içinde yüzerekten envai çeşit çay-oralet benzeri içecek içerdik, bir yandan da okey, batak falan oynarlardı. Ne günlerdi ama…
ÖSS’de başarılı olmamı sağlayan en büyük etmenlerden biri de “Mahmut amcam“dır, namı diyar “Mahmut Hoca” ;) Kendisi matematik öğretmeni olup bu kategorinin en başarılılarındandır!  Matematiğin en kritik noktalarını amcam sayesinde öğrendim. Ayrıca ders çalışma alışkanlığımı da ondan aldım. Amcamın eşi yani “Sultan yengem” de bana çok destek oldu. İkisi de harika insanlardır. Bir kızları ve bir oğulları var: Nilay ablam ve Atalay abim ya da benim tabirimle Ati ;) Gülüşüne hayran olduğum Ati ile Nilay ablam İzmir’de çalışıyor ve aynı evde kalıyorlar. Ati, muhabbet etmekten keyif aldığım, konuşmasından bir an bile sıkılmadığım nadir insanlardan biridir, hatta ‘bir bira‘ kavramı da Ati’den kalma bir alışkanlık olarak devam ediyor bende :)

√ İlkokul hayatım…

Okul hayatımda iz bırakan büyük bir isim oldu: Beni bu hayata hazırlayan, düşüncelerimin ve davranışlarımın temel taşlarını ören insan yani “Hasan Kaleli” hocamı asla unutmayacağım.
Hayatımda tanıdığım en değerli kişidir Hasan Kaleli! Hasan hocam olmasaydı şu an muhtemelen serserinin biri olurdum. Bana kelimenin tam anlamıyla “adam” olmayı Hasan hocam öğretti.
Hiç unutamadığım bir olay vardır bunu sizlerle kısaca paylaşmak istiyorum. Sanırım ilkokul 4. sınıftaydım, yanımda Neslihan diye bir arkadaşım vardı. Aslında iyi geçinirdik ama bir gün ben okula gelmediğimde benim yerime başka birini almıştı yanına. Ertesi gün okula geldiğimde sinir olmuştum. Ona kızdım hatta sanırım ona tokat attım. Neslihan beni Hasan hocaya şikâyet etti ve Hasan hoca beni dışarı çıkartıp yanıma, duvarın kenarına yaslandı. Benimle öğüt dolu çok güzel ve sakin bir konuşma yaptı. Daha sonra bu olayın tekrarlanmaması için benden söz aldı. Ben içeriye girdim ama hala sinirliydim. Bir sonraki teneffüste Neslihan’la tekrar kapıştık ve yine hoca beni dışarı aldı. Hiç bağırma, çağırma yoktu, bana çok sakin bir biçimde ne yaptığımı anlattı. O an öyle utanmıştım ki, keşke dövseydi demiştim o an içimden. Ve ben yerin dibine girmişken Hasan hoca beni kucakladı ve bu sefer gerçekten benden bir şeyler beklediğini belirten bakışlarıyla beni içeri aldı. O gün bu gündür Hasan Kaleli benim için en büyük en yüce insandır… İşletme bölümüne girmeyi bile düşünmediğim zamanlarda aklımda sadece sınıf öğretmenliği okumak vardı, sebebi de elbette ki Hasan hocaydı. Öğrenim hayatımda onlarca hoca tanıdım ve o öğretmenlik sıfatına yakışmayan bir sürü insan gördüm. Bu meslek kutsal bir meslek ve önüne gelen bu mesleğe zamanında dadanmış. Ben ise “Hasan Kaleli” gibi gerçek bir öğretmen olmak, benim gibi öğrenciler yetiştirmek istiyordum. Maalesef puanım yetmedi, gidemedim, fakat bir projeyle şu sıralar gönüllü olarak öğretmenlik yapıyorum, az da olsa içimdeki hevesimi bu şekilde giderebiliyorum.
İlkokulun 7 sınıfını Hasan Kaleli ve değerli arkadaşlarımdan bazıları olan “İlker Bostancıoğlu, Semih Şahin, Onur Kaygusuzer, Sedef Çırak, Mert Atuk, Özlem Özsemerci, Ali Rıza Duran ve Tugay Yeşilyurt” ile bitirdikten sonra, rahatsız olan anane ve dedemlerin yanına taşınıp 8. sınıfı, yeni yapılan 80.yıl Gazi İlköğretim Okulu’nda okudum. Okulun ilk öğrencileri ve ilk mezunları arasındaki yerimi aldım. Hayatımın en eğlenceli eğitim yıllarından biriydi ama o kadar hızlı geçti ki pek farkına varamadım onca güzelliğin… Bu eğlencenin temelinde sınıf arkadaşlarım vardı. Başı çekenler ise “Ekincan Ufuktepe, Burcu Bincanlar, Evrim Ersüs, Mustafa Seniçeli ve Fatma Hergül” dü. Ekincan benim bir numaralı arkadaşımdı o zamanlar. Beraber düz duvarlara tırmanıp sonra aşağıya atlar zıplardık. Hele ki en eğlenceli oyunumuz okulun bodrum katındaki saklambaç oyunlarıydı. Işıkları kapatırdık ve zifiri karanlıkta kızlarla falan hep beraber saklambaç oynardık. :)

√ Lise hayatım…

Geldik zamanında ismi LGS olan liseye giriş sınavına… Sınava İzmir’in öbür ucunda bir ilkokulda girmiştim. Sınava girmeden yarım saat önce abim aklıma girip matematiğe yüklenmemi söyledi, tabi o zamanlar sınavın önemini bilmiyordum, abim öyle deyince girerken heyecan yaptım ve matematikle başladım sınava. Olan oldu zaten; bir matematik sorusu için 15 dakikamı harcayınca sınav hüsrana dönüştü! Neyse 1 ay sonra falan sonuçlar geldi ve sonuç belgesinde şu yazıyordu:”Kazanamadınız” Bu yazıyı görünce insan üzülüyor tabi ama zaten ben biliyordum, hatta sınavdan çıkınca bayağı bir ağladım sinirden… Artık bana Urla Lisesi‘nin yolu gözükmüştü. Abim de bu lisedeydi, liseye girmek için not ortalamamın belli bir seviyede olması gerekiyordu ve benim ortalamam tutmuştu. Lisenin yabancı dil ağırlıklı bölümüne girip bir yılı hazırlık olmak kaydıyla 4 yılımı burada okuyarak geçirdim. Hazırlık çok monoton geçmişti, haftada sanırım 32 saat ders görüyorduk ve bunun 26 saat kadarı sadece İngilizce dersiydi. Düşünsenize her gün en az 4 saat üst üste aynı hocanın yüzünü görüyorsunuz… Neyse ki hızlı geçti o günler de, sonra lise 1 geldi kapıma ve en berbat senem bu seneydi… Çünkü tam bir sene hazırlıkta matematik ve fen dersi görmedik, her şeyi unutmuştuk, lise 1′de ise hepsi bir arada ve en ağır biçimiyle karşımızdaydı. Notlar bir hayli düşük gelmişti. Neyse, zorla da olsa 2. sınıfa geçtim. Lise 1′in şokunu üzerimden attım ve kendimi toparladım. Hem bu sene alan seçimi olduğu için ders konusunda da fen derslerinden kurtularak bir hayli rahatlamıştım. Notlarımda epey yükselme görüldü, mesela matematik dersinden 1. sınıfta “2” almıştım, ama 2. sınıfta, ilk dönem “3“, ikinci dönem “4” aldım. Lise 3′te ise kendime geldim ve notumu “5” yaptım, yaş 18 olmuştu artık ve bilincim tam olarak yerine geldi. İlk dönem pek zorlamasam da ikinci dönem ÖSS çalışmalarım hız kazandı hatta sonlara doğru iyice yüklendim. Benim hesaplarıma göre 243(sınavdan) + 77(okuldan gelen puan) = 320 civarı bir puan gelecekti ve bu benim Akdeniz Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümü’ne girmeme yeterli olacaktı fakat az bir puanla Öğretmenliği kaçırdım, İşletme Bölümü’nde Akdeniz’de benim için yepyeni bir hayat başlayacaktı artık…
Üçüncü sınıftaki okul arkadaşlarımdan “Gülseren Karademir, Murat Değer, Onur Bingöl, Özlem Özsemerci ve komik insan Burcu Şekerkaya (Myky)” ile harika günler yaşadım ve tabi ki diğer arkadaşlarımla da çok güzel anılarımız oldu ama onların yeri apayrı…
Son olarak dershane arkadaşlarımdan da bahsedeyim. ÖSS’ye hazırlanırken birlikte çok mükemmel günler geçirdiğimiz arkadaşlarım yani “Hakan Ay, Murat Değer, Özge Şener, Selin Uysal, Mustafa Selim Sayın, İdris Çetiner, Kıymet Tiryaki, Gizem Kızılay, ve Adem Kısbet” benimle birlikte bir senesini harcadı. Özellikle Hakan ile derste, coğrafya hocamız olan Ayşen hocayı bayağı bir kızdırdık ama yinede hep birbirimizi çok sevdik, dershane ortamından çok sıcak bir yuva gibiydi bizimki…

Şimdilik bu kadar. Gün geçtikçe üniversite ile devam edecek…

NoT: Yazmayı unuttuklarım lütfen bana sitem etmeden söylesin, onları da ekleyeyim…

Unutmayalım ki ben de insanım :)

Yorumlar
  1. Murat Gök diyor ki:

    Başarı, başarıyı elde etmeyi hakedebilenindir. Bir idealin sahibi ol, çok çalış ve ideallerinden asla vazgeçme. Dilerim başarı yaşam yoldaşın olur…..
    Murat Gök.
    Özel yetkili İzmir Cumhuriyet Savcısı. ( Urla eski Cumhuriyet Savcısı)

  2. Çağlar Damar diyor ki:

    Çok teşekkür ederim Murat bey…

    İsminizi daha önce çok beğendiğim davalarda duydum.Beğendiğim dedim çünkü harika işler çıkarmışsınız…

    Size de hayatta başarılarınızın devamını dilerim…

    Sayfama yorum yapmanız beni gerçekten çok onurlandırdı.Tekrar çok teşekkür ederim…

    Sizleri tekrar görmek ve güzel sözlerinizi okumak isterim…

    İyi günler…

  3. burcu biNcaNLaR diyor ki:

    Arkadaşım, hayatın da senin gibi renkli ve güzel, hayatını okumak da bi o kadar güzel…
    Kardeşim hayatının bir bölümünde olmak beni mutlu ediyor, umarım hayatında istediğin tüm dileklerin gerçeklerşir ve biz de burada okuruz…

  4. Çağlar Damar diyor ki:

    Çok teşekkür ederim…

    En kısa zamanda vakit bulanca 2. hayatım olarak saydığım üniversite yaşamımı burada anlatmaya başlayacağım. Ayrıca blogumdaki güncellemeleri takip etmek isteyen olursa bana ulaşsın size yardımcı olurum…

    Herkese iyi günler dilerim…

  5. irem diyor ki:

    Hayatta başarılarınızın devamını dilerim.

  6. burcu suruç diyor ki:

    BEBİKİMMM ÜNİ. MUHABBETİNE GELMEDEN BEN SÖLİYİMM BENİ Bİ UNUT VARYAAAA …… HERŞEY Bİ YANA SENİİ ÇOK SEVİYORUM BEBİKKKK;)

  7. çağdaş damar diyor ki:

    sevgili kardeşim. siteni çok beğendim. insanlara (duymak istedikleri şeylerle karıştırılmasın) güzel şeyler söylemek bi sanattır. sende çevrendeki insanların tükaka yönlerinden çok iyi yönlerini görebilmekte, ve dile getirebilmekte başarılısın. ama daha önemlisi öyle görmek istiyorsun ki bu daha da güzel.
    hep, BERABER (ve yeri geldiğinde solo) mutlu bir hayat diliyorum güzel kardeşim

  8. Cem diyor ki:

    Etkilendim bende böyle güzel şeyler yazmak isterdim.. Uzun ve her zaman mutlu olacağın bi hayat geçirmen dileğiyle Hoşçakal…

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s